DOLAR
32,3948
EURO
34,5427
ALTIN
2.456,34
BIST
9.814,19
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
26°C
İstanbul
26°C
Az Bulutlu
Salı Az Bulutlu
24°C
Çarşamba Az Bulutlu
21°C
Perşembe Az Bulutlu
17°C
Cuma Yağmurlu
15°C

Mehmet Çağlar ile din işleri dairesi yasa tasarısı  ve din eğitimi üstüne…

Mehmet Çağlar ile din işleri dairesi yasa tasarısı  ve din eğitimi üstüne…
25.03.2024 21:09
11
A+
A-

 

Röportaj: Pervin Yiğit & Ahmet Güneyli

 

S1.     Geçtiğimiz günlerde Meclis Genel Kuruluna sevk edilen Din İşleri Dairesi Yasasına değişim önerisi ile Kur’an kurslarına yasal bir zemin kazandırılıyor ve Din İşleri Başkanlığının 67 olan kadro sayısının ihtiyaca bakılırsa 346’ya çıkarılması hedefleniyor. Bu karara ilişkin kişisel görüşünüzü paylaşır mısınız? Mevzuyla ilgili CTP’nin etkin bir karşıcılık yapmadığı ve yasanın Meclis Genel Kuruluna aktarılmasına olanak sunmuş olduğu yönünde eleştiriler var. Bu mevzuda neler söylemek istersiniz?

C1.     Evet, sıra din ve mezhep üstünden “demokrasi“ kurmaya geldi… Irk ve milliyet üstünden denendi ve yürümedi! Şimdi din ve mezhep üstünden demokrasi kuracaklar !
Bu kişisel düşüncelerim yılların birikimi ve yaşadıklarımdan öğrendiklerimle oluşan tecrübeler olarak bir yerde bekleyedursun, ve dilerim süreç içinde yanılmış olayım, Sezar’ın hakkını da Sezar’a vererek, Meclis genel kuruluna sunulan Din İşleri Dairesi Değişim Yasa Tasarısı hakkında ise medyanın genelinde yazılanlara bakıldığında, yazılanların çoğunun içeriğinden yasa tasarısının yeterince okunmadığını düşünmekten kendimi alamıyorum! 
Yasa tasarısına bakılırsa Dairenin kadro sayısının artırılıyor olduğu doğrudur, bundan dolayı eğriydi doğruydu, gerekliydi gereksizdi tartışmaları kalımlı kalmak kaydı ile, Kıbrısın kuzeyinde bugün 198 tane cami var ve buralarda çalışanlar maaşlarını halihazırda vakıflardan alıyor. Ek olarak 130 kadar imam da TC yardım heyetine bağlı olarak camilerde vazife yapıyor ve bu kişiler ne din işleri dairesine, ne de vakıflara bağlı olmayıp, maaşlarını da TC yardım heyetinden alıyorlar. Ne yazık ki bu kişilerin özlük işleri bile yardım heyeti tarafınca takip ediliyor. Bu statüdeki çalışanlar senelik izinlerine çıkarken ya da mazaret izni yada sıhhat raporu kullanırken bile din işlerinin haberi dahi olmuyor. Harcamalar mevzusunda da Daire kendi bütçesi ile yönetiliyor ve Vakıflar idaresinin denetim ve denetimine tabidir. KKTC Anayasasında yer edinen Laiklik ilkesi gereği, Din İşleri Dairesi devlete değil, Vakıflar idaresine bağlıdır. Anayasa’ya ve Laiklik ilkesine uygunluk ile Mustafa Kemal Atatürk ilke ve devrimleri vurgusu, hazırlanmış olan ve Meclis genel kuruluna gelen yasanın birçok yerinde geçiyor. Yasanın Kuran kurslarını düzenlemeyle ilgili olan 3. maddesinin şekillenmesinde, komite aşamasında CTP’nin fazlaca ciddi çabası oldu sadece istenen duruma getirilemediğinden, bu maddenin nihai şekline onay vermeyip “ret” oyu kullanıldı. Komite aşamasında Yasanın bütününe pozitif oy kullanıldı bundan dolayı 198 caminin 160’ında çalışan din görevlilerinin kendilerine iş güvencesi sağlayacak olanağı yaratacak bu yasaya CTP’nin ret oyu vermesi ilkeleri gereği doğru da olmazdı. Üstelik bunun çeşitli tutucu kesimler tarafınca istismar edilmesinin önünü açılması da bununla beraber başka sorunları da yüklenerek önümüze taşıyacak öngörümüz oluşmuştu. Bilinmesi gerekir ki, komiteye gelen yasa önerisinde halen çalışmakta olan kadrosuz çalışanların “eğitim durumlarına bakılmaksızın kadrolara atanması” da ön görülmekteydi. Oysa CTP’nin komitedeki katkı ve çabaları ile bu çalışanlar bir eğitimden geçtikten sonrasında ve yapılacak sınavda da başarıya ulaşmış olmak koşuluyla aslolan ve devamlı kadrolara atanabileceklerdir.
Dolayısı ile CTP bir siyasal parti olmanın bilinci ile davranarak komite aşamasında da ilkeleri doğrultusunda toplumsal menfaatleri ve çalışanların haklarını düşünerek görevli karşıcılık görevini yerine getirmeye çalışmıştır. Genel Kurul aşamasında ise, CTP’nin gene etkin muhalefeti ve yapıcı önerileri ile, Kuran kursları ile ilgili olan 3. Madde, yasa önerisini hazırlayan iktidar milletvekilleri tarafınca geri çekilmek durumunda kalmış, yasadaki birçok maddede de değişim önerileriyle düzenlemeye gidilmiştir. CTP olarak hepimiz tüm bu değişikliklere rağmen gene de yasa tasarısının Laiklik ve Eşitlik ilkesiyle yeterince bağdaşmadığını düşünerek, çalışanların iş güvencelerinin sağlanmasına tam destek verdiğimiz halde, yasanın bütününe ret oyu kullanmış olduk.
Kısacası gerek komite aşamasında gerekse genel kurulda bu yasa ile ilgili olarak CTP toplumsal gereksinimleri da gözetecek halde ve ilkelerinden ödün vermeden ve popülizm tuzağına da düşmeden üstüne düşen karşıcılık sorumluluğunu en etkin bir halde yerine getirmeye çalışmıştır.

2. Toplumsal değişme ve eğitim ilişkisine baktığımızda, toplumsal değişimin hem sebep hem de netice bulunduğunu görürüz. Toplumsal değişiklik, eğitimi belirli bir yönde şekillendirmekle birlikte, eğitim de toplumu dönüştürür. Sizce din eğitimi ile ilgili konuşurken mevzuya buradaki karşılıklı etkileşim çerçevesinde bakılabilir mi? Türkiye’nin son 15 yılda eğitim kanalıyla toplumu istenen ve planlanan yönde değiştirdiği söylenebilir mi?

C2.    Türkiye’de son yıllarda eğitim sistemlerinde yaşanmış olan değişimlerle ilgili şu kadarını söylemekle yetineyim: Türkiye’de son 15 yılda eğitimde “düzeltim” adına yapılanlar, gençlerin enerjilerini, tutkularını ve yaratıcılıklarını beslemiyor…
Doğal ki,  her cemiyet, kendi öznel koşulları ölçüsünde yaşanmış olan değişimi denetim ederek organize ettiği şekilde yönlendirmek ister;  eğitim değişmenin ve değişimin en mühim ve etkin bir aracıdır… Fakat biliyoruz ki,  KKTC’deki eğitim sistemi, tek başına, öteki kurumlardan  bağımsız bir güç olarak planlanmıyor…  Mesela; bizim eğitim yasalarımıza bakılırsa eğitim sistemimiz, Kemalist nesiller yetiştirmek zorundadır… Kısacası eğitimin hangi yönde toplumsal  değişme sürecini başlatıp başlatamayacağı,  kendisine  yüklenen  müfredat ve işlevlere büyük oranda bağlıdır… 
Bizlere yeni “moral otoriteler” ve benim sende, senin bende dirileceğin bir ilinti gerek!
Bir tek dünya görüşünüzle, neyi anlamlı sayacağınızın zeminini ortaya koyamazsınız!
Değişimi özendirebilmek için, kıymet gördüğümüz “anlam ağlarına””, doğrusu kültüre önerme getirmemiz lâzım. Çevre koşulları, insanoğlunun kişiliğini geliştirmek için kullanılabilir.
“Değerler” üstünden, insanlara tekrardan bir amaç ve ahlâk duygusu aşılanabilir.
Şundan dolayı değerler, hem insanların arzularını doyurma, hem de onlara etrafındaki öteki insanlarla ortak bir kimlik kazandırma gücüne haizdir. Dengeli bir cemiyet yaratma stratejisi budur: “Değerlerin kurallarını koymak” !.. Kırk iki senedir bazı odaklar, bu insanların korkularını manipüle etme kanalıyla, bunu kendi amaçları için kullandılar. Kıbrıs Türk Halkının sağ duyusuna asla güvenmediler. Bu yüzden, onlara bakılırsa: “ Devamlı biri bizi yukardan yönetmelidir!.. Kıbrıslı Türkler, kendi kendilerine bırakılırsa, demokratik bir yurttaş olma yetileri yoktur!.. İyisi mi, biz tepeden “babacılık” yöntemini getirelim!.. Yoksa bunlar, toplumu tehdit eden, görünmez bir “Rumcu” olur, çıkarlar!”
Kıbrıslı Türkler adına böylesi düşüncelere haiz olanların “politika” söylediği şey, aslen bazı insanların kişisel çıkarları üstüne inşa edilmiş olup “pazar” adlı mukaddes bir kitapla örülmüştür…
“KKTC Benliği” de, bu “pazar ağları ve kriterleri” içine gömülmüş bir kişilik durumundadır!
“Giden Türk, Gelen Türk” düsturu üstünden kurgulanmış yeni bir Türklük bilincidir.
Yeni “KKTC benliği” maalesef toplumsal uzlaşı ardında değildir. Bulunmuş olduğu ortamdan azami yarar elde etmek ister… Dostlukları simgeseldir … İyi izlenim uyandırma stratejisiyle sürdürülmektedir… Meşruiyet duyusu, “söylensel (mitik)” bir anlatıdan ibarettir…
Gelinen konjonktürde, Kıbrıslı Türkler, “KKTC Benliği”nden bağımsızlık çabası içerisindedir.
Alternatif kimlik, kıymet ve yaşam biçimlerini araştırmak için memleketini terk etmiştir adadaki Kıbrıslı Türklerden daha çok bir Kıbrıslı Türk nüfus … Bu gençler memlekete dönmeye ikna edilerek “KKTC Benliği” mi pekiştirilecek? Yoksa! “İnadına Sulh” deyip, yeni değerlerle onun duygusal gelişimini, değerlerini altüst eden, kısıtlayan bu “benliğe” karşı başkaldırması mı desteklenecek?
İşte bu nedenlerle CTP, alternatif rakip güçler üretmeli…
Topluma rehberlik edecek kültürel şemalar, değerler çıkarmalı…
Cemiyet bu yeni kılavuz değerleri, ahlâki kodları, neyin hususi, neyin politik, neyin kamusal alanlara taşınması ihtiyaç duyulan meseleler bulunduğunu bilmeli ve özdeşleşmeli…
İşte sadece o vakit, cemiyet kendisine çizebileceği bir yol bulabilecek ve motive olup kendi geleceğini çizme mevzusunda umutlanabilecektir … Cemiyet soruyor, bilhassa din mevzularında yaşanmış olan yoğunlaşmış son gelişmelerden sonrasında, nerede kılavuz değerlerimiz, nerede alternatif rakip güçlerimiz, nerede ahlâki kodlarımız diye …

3. Toplumsal değişme devamlı ileriye doğru olmaz, maalesef ki geriye doğru da gerçekleşebilir. Birçok eğitimbilimci dinin tesirinin artmasının sosyo kültürel açıdan bakıldığında geriye doğru bir adım olacağını belirtmektedir. Dahası din derslerinin mecburi olmasının “ötekileştirmeye” sebep olacağı üstünde durulmaktadır.  2017 senesinde, siyasal olarak Kıbrıs’taki böylesi tehlikeli sonuç bir süreçte, din eğitiminde öngörülen değişikliğin,  Şimal Kıbrıs’ı toplumsal bağlamda iyi mi etkileyeceğini öngörüyorsunuz? Ihtimaller içinde bir çözüm durumunda, çokkültürlü bir yapının oluşması durumunda mevcut şekildeki din eğitimi, engelleyici bir durum yaratabilir mi?

C3. Söze şu şekilde bir alıntı ile başlayım:
 “Siz bana din ile refaha ulaşmış bir cemiyet gösterin. Ben de size devrim ile geri kalmış cemiyet göstereyim…” Ernesto Che Guevara.
Kuşkusuz, dinamik bir toplumun herhangi bir yöresinde yada örgütünde meydana gelen değişimden her kurumu da etkilenir.  Eğer din’in, KKTC’deki  toplumsal düzeyde değişime yol açabilecek bir birikimi sağlayacağını düşünüyorlarsa, ortaya “anomik” bir durum çıkacaktır…  
Din derslerinin mecburi olması, dini ideolojik bir denetim aygıtı durumuna  sokar, “fırsat eşitliği”  değil,  ayrıcalıklar yaratır…  Ve bu ayrıcalığı yaratanların otoritesine bağımlı kılar…
Din eğitiminde öngörülen değişikliğin,  Şimal Kıbrıs’ı toplumsal bağlamda iyi mi etkileyeceğine gelirsek…  Bence din, egemen kesimin talep ve iradelerine uygun olacak halde statükoyu ya da toplumdaki hiyerarşik yapıyı sürdürmek için,  Kıbrıslı Türkler üstünde fazlaca mühim bir toplumsal denetim aracı olarak kullanılamaz…  Bir çözüm durumunda, asla kuşkusuz tek yönlü bir etkiden fazlaca, karşılıklı bir tesir tepki, doğrusu çokkültürlü bir etkileşim söz mevzusu olacaktır. Bence bu durumda din eğitimi, çözümün yönü, amacı ve kapsamı üstünde belirleyici bir rol oynayamaz.  İnsanlar daha fazlaca itimat ve konfor içinde yaşamak ve geleceklerini denetim altına almak için çaba harcayacaklardır…

4. Yukarıdaki görüşün aksine çoğulcu anlayışı temel alan ve din eğitimini bir insan hakkı olarak değerlendiren perspektif olduğu bilinmektedir. Gelişmiş ülkelerde din eğitimine ilişkin pozitif modeller var mıdır? Özetle, din eğitimi mecburi mu, seçimlik mi olmalıdır; yoksa asla mi olmamalıdır? Din eğitimi olacaksa kimler tarafınca ve kaç yaşından itibaren verilmelidir? Din eğitimi olmamalıysa bunun sebepleri sizce nedir?

C4. CTP, bireylerin dini inanç ve kanaat özgürlüğüne saygı duymaktadır. Partimiz, dinin ve din duygularının istismarına, ideolojik ve politik bir enstrüman olarak kullanılmasına ve dinsel eğitim uygulamalarına karşı çıkmaktadır. “Din Kültürü” ve “Terbiye Bilgisi” eğitiminin de tüm dinler hakkında temel bilgiler içermesini ve seçmeli ders grubunda yer almasını öngörmektedir.
Din eğitimi ile ilgili birçok ülkede değişik uygulamalara rastlamak mümkündür. Sadece en yaygın kabul gören anlayışın din eğitiminin seçmeli bir halde verilmesi ve ağırlıkla da değişik inançlarda olan herkesi kapsaması açısından dinlerin zamanı ve kültürünün aktarılması şeklinde olduğu görülmektedir. Eğitimbilimdel açıdan ve öğrenme teorileri de dikkate alındığında, dini konuların soyut mevzular olması sebebiyle ve soyut öğrenmenin de 14-15 yaşlarında başlamasından dolayı, lise çağlarında alınan eğitimin daha anlaşılır olacağı ve ezbere dayanmayacağı da bilinmektedir. 14-15 yaşlarından ilkin ise yukarıda da belirtildiği benzer biçimde dinler zamanı ve kültürü boyutlarında yürütülmesi daha uygun görülmektedir. Dünyamızın içinden geçmiş olduğu küreselleşme sürecinde bilhassa hızla gelişen teknolojinin ve bilişim dünyasının genişlemesinin de negatif tesirleri ile toplumsal değerlerde büyük bir aşınma yaşanmaktadır birçok ülkede, ve işte bu yüzden de toplumsal değerler eğitimi de iyi yurttaş yetiştirmede başat bir rol oynadığından, din kültürü ve terbiye bilgisi derslerinin de bu açıdan ele alınarak toplumsal değerlerin pekiştirilmesine katkı koyabilecek şekilde düzenlenmesinde yarar görülmektedir.
Din eğitimi sürdürülürken dikkat edilmesi ihtiyaç duyulan en mühim hususlardan biri de din ile bilimi birbirine karıştırmamak ve asla rakip fikirler olarak görülmesine katkı koymamaktır. Bilim ilkin problemi oluşturur, arkasından da problemi çözebilecek hipotezler, fikirler, modeller kurup; sonrasında da bu tarz şeyleri eleştirerek ve yanlışlayarak ilerler… Şüpheciliği elden bırakmaz!
Ölümü aklının ucuna bile getirmez; Ölüm üstüne değil, yaşam üstüne tefekkürdür…
Bilim, neyin işe yarayıp, yaramadığını deneyim ederek , yaşamın içinde kabul gören, tutan ve yarar elde eden iyi şeyleri kullanır, yaşamı tekrardan “tutanlar” üstünden değiştirir ve inşa eder…Bilim, evrimin bir tavrı niteliğindedir…
Din ve dolayısı ile inanç ise, bilimden değişik olarak informasyon üretmez, sadece,
üretilen bilgiyi kabul eder, onu benimser yada benimsemez. Bilimin en temel farkı,
Herhangi bir alanda mevcud, statik olan bilgiyi alır, evirir, çevirir, ve ondan hareketle başka bilgiler üretir…Kısacası bilinmeyeni bilme, görünmeyeni görme aracıdır bilim…bu bilgiler ışığında eğitimciler olarak bizlere düşen asli vazife, öğrencilerin kendi kabiliyetlerini keşfedip geliştirmelerini sağlayacak programlar ve ortamlar oluşturmamız, bilimsel temellerle öğrenmelerine katkı koymamız ve toplumsal değerleri kuvvetli bireyler olarak yetişmelerinin önünü açmamızdır.

5. Şimal Kıbrıs’ta değişen öğretim programları ve ders kitapları değerlendirildiğinde bilhassa öğretmen sendikaları, akademisyenler ve ombudsman tarafınca ciddi eleştiriler söz mevzusudur. Din eğitimine verilen önemle toplumun demokratik olmaktan uzak, hatta baskıcı bir halde belirli bir dine ve mezhebe yönlendirileceği belirtilmektedir. Bunun ötesinde Kıbrıs’ta Türkiye’nin tesirinin daha da artacağı ve eşitlikçi olmayan bir toplumsal ilişki üretileceği düşünülmektedir. Bu eleştiriler mevzusunda ne söylemek istersiniz?

C5. Kıbrıslı Türk kimliği yerine, suni bir “KKTC benliği” aşılanarak, Kıbrıslılık ya da Kıbrıslı Türklük, ve aklın rehberliği, kökten dinci inanç temelli imanın yanında ikinci bir plana itilmiyor mu?
Bu değişiklik gerçekleştirilirken, Kıbrısın her iki tarafındaki tutucu kesimler, tüm kültürlerin ve kimliklerin, aynı ebru sanatındaki benzer biçimde, renklerin iç içe geçtikleri halde kendi renklerini de koruyarak, fazlaca kültürlü ve fazlaca kültürcü ortamlarda,beraber yaşamasını istiyorlar mı?
İşte tam da bu soruların ehemmiyeti ortada iken, CTP’nin de görevi sivil demokrasiyi ön plana çıkarmak ve bu anlayış sonucunda, KKTC’de özgürlüğü, tekrardan tanımlanır hale getirmektir.
CTP’nin “demokratik özgürlük anlayışıyla”, Kıbrıs’ın kuzeyinde yaşayan tüm insanların, inançları, kültürel kimlikleri ve farklılıkları yasalarla güvence altına alınmalı, ve toplumsal alanda bir kısıtlamaya maruz kalmadan, yaşayabilmelerine olanak sağlanmalıdır.
Şundan dolayı “demokratik özgürlük” anlayışının önceliği budur… Demokratik Özgürlük, Devlet iktidarına karşı, kişinin özgürlüğünü koruma altına almaktır. Demokratik özgürlük,
Toplumdaki farklılığı ve çeşitliliği üretmek ve savunmaktır. Demokratik özgürlük,
Kıbrıslı Türkleri evrensel düşünceden ve dünya yurttaşlığı fikrinden yoksun bırakmamaktır.

6. ABD, birçok etnik grubu bir potada eritme yönündeki politikaları sonucunda okullarında “Amerikanlaşmayı” öğretmektedir ve bu durum eğitiminin mühim bir işlevi olarak değerlendirilmektedir. Okullar bu değişmeye aracılık etmektedir ve planlanan “Amerikalı” kimliği yaratılmaktadır. Kıbrıs düşünüldüğünde “Kıbrıslı” kimliğinin var olmadığı yönünde senelerdir anlatılan bir görüş söz mevzusudur ve bu görüş, adanın güneyinde ve kuzeyinde hatırı sayılır bir kesim tarafınca savunulmaktadır. Din derslerinin mecburi olması Kıbrıs’ın kuzeyi için bir cemiyet mühendisliği olarak düşünülebilir mi? Bu kararın uygulanması sonucunda, sizce, ciddi anlamda bir toplumsal dönüşüm gerçekleşebilir mi?

C6. 1960 senesinde Kıbrıs Cumhuriyeti’nin kuruluşu Kıbrıs Ulusunu meydana getirmedi fakat bir “Kıbrıslı” olarak düşünmeyi ve  yerelliğin önde tutulması bilincini getirdi süreç içinde. Bu yüzden “Kıbrıslılık” terimi suni değildir doğrusu… Temelinde bir şuur vardır… Eğer Kıbrıslılık bilinci aşınmış bir kıymet durumuna düşsün diye din gündeme sokulmuşsa günümüzde, ki toplumda bu şekilde yaşanmış olan bir idrak ve tedirginlik vardır,  CTP olarak biz buna asla “hoşgörü” ile bakmayız.
Taşkın bir milliyetçilik, ve buna bağlı olarak patlak veren krizler, yerini, kendilerini tüm “doğrular”ın sahibi addeden, bir din muhafazakârlığına bıraktı… Onlar da bu dünyayı, “Öte dünya” kurallarıyla yönetebileceklerini sanıyorlar… Laiklik ile dindarlık,
Türkiye’de Cumhuriyetin ilk yıllarından bu yana problem …. ’80 darbesi sonrasında, totaliter anlayış kamusal alana da taşınırken, dinin kamusal alanın dışına itilmesini, “laiklik” sanmışlardı…Oysa yalnız, dinin kamusal alanda görünür kılınmasını engelleyebilmişlerdi… Sonrasında ne oldu ? Nereye ulaştı görünürlük ve geçer akçe ne oldu? “Erkeğim ,Türküm, Sünni’yim, Askerim…” Hatta, “Sen Âlevisin ben Sünni”yim geçer akçe, doğrusu “İN” oldu… Oysa,
“Ne mutlu ki bu ülkede hep beraber özgürce ve insanca yaşıyoruz” diyebilmenin mutluluğunu yaşayacak ortamları yaratmalıyız… Tamamımız için insanlık için, “Yurtta Sulh Dünyada Sulh” için…
Kusura bakılmasın fakat ; İnanç özgürlüğü ile dinin kamusal yaşama müdahale özgürlüğü aynı şey değildir!.. Bir taraftan bilimin sağlamış olduğu tüm olanakları kullanacaksın;
Fakat yeri vardığında de bilimsel düşünceyi/metodu inkâr edeceksin… Sosyalistler ve toplumsal demokrat insanoğlu için, dinin toplumsal ilişkileri düzenlemesinin önüne geçmek,
stratejik bir zorunluluktur… Bu ise, din ile ahlâk’ın özdeş olmadığını ortaya koyup, birbirinden ayrıştırmakla yapılabilir… Ahlâkın dinden kaynaklı olduğu propogandasını yapanların önüne geçilmeli ve bu propogandaya “ilerici” güçler izin vermemelidir… Hangi ahlâkın diğerinden üstün olduğuna karar vermek herşeyden ilkin bizlerden uzak olmalıdır… Sünni’yim demeyen de güzel ahlâk sahibi olabilir… Ek olarak, bu mücadelenin inançlara karşı olmakla da hiçbir ilgisi yoktur!
“Dünya benim fikir tarzıma uymaz”cılardan, Kıbrıs Türk Toplumu fazlaca çekti …
Kıbrıs Türk Toplumunun, sulh ve demokrasi mücadelesinde büyük itimat duyduğu ve destek verdiği CTP; artık kendi “hakikatini”, kendine ve topluma olan itimat ve sorumluluğu ile,
ileriye taşıyabilmelidir…Vaat ettiğimiz toplumsal ve siyasal “vizyon”u, toplumun doğasına ve dokusuna uyumlu bir halde, veriye dayalı bilimsellikle inşa etmelidir…
Bu şekilde, “Ortacı” tutumlarla siyaseti yönetmeye devam edilirse, birileri kendi vizyonunu “vahi”yle inşa eder, bizlere de seyretmek kalır…

7. Son olarak, tarihsel sürece bakıldığında Cenup Kıbrıs’ta kilisenin ve dini liderlerin siyasette baskın olduğu gözlenmektedir. Hatta, çözümsüzlüğün faturası çıkarıldığında din mevzusu Kıbrıslıtürkler tarafınca çoğunlukla gündeme getirilmektedir. Gerek insanların din algısı ile dini yaşama biçimleri gerekse din eğitimi bağlamında Kıbrıs’ın kuzeyi ile güneyi içinde şu an itibariyle bir farklılık bulunduğunu düşünüyor musunuz? Kuzeydeki din algısının daha özgürlükçü olduğu ve bu durumun tutucu kesim tarafınca değiştirilmeye çalışmış olduğu yönündeki görüşe katılır mısınız? 

C7. Başpiskopos Hrisostomos “ELAM’ın bir çok görüşü beni ifade ediyor” demiştir… Kilise ve ELAM için Kıbrıs sorununa çözüm kriterleri, AB normları ya da hukuk mücadelesi falan değil, bundan dolayı federasyonu içlerine sindiremiyorlar… 
Amaç olarak Kıbrısın kuzeyi ile güneyi içinde din algısı ile dini yaşama biçimleri ve din eğitimi bağlamında pek fark yok! Her iki taraftaki tutucu kesimler, toplumsallığın din ile mi, yoksa politika ile mi sağlanacağının kavgasını veriyorlar…
Oysa ki, Batı bu problemi Rönesans ile çoktan çözdü…
 

 

 

 

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.